15 Mart 2011 Salı

Antidepresan ve Sonrası

Adam gölün kıyısında yürüyordu. Kocaman tüylü, yumuşacık bir
halıya basar gibiydi. Ayaklarının altında sararmış yapraklar,
kızılın, yeşilin, kahverenginin binbir tonunu taşıyordu. Göl
kıpırtısızdı.

“Gitme vakti” dedi içinden bir ses. İçinde birinin sesini uzun zamandır duymadığını düşündü.
Yıldırım hızıyla cevap geldi içinden : “Zaman ne zaman ki?” Doğruydu işte bu, zaman kavramı garip bir hal almıştı.Günler çok uzun, haftalar çok hızlıydı.

Evet gitme vaktiydi.

Uzaklarda karaltı halinde bir ŞEY görünüyordu. Sislerin arasındaydı, karanlık çöküyordu seçebilmek mümkün değildi. Göl dinginliği hala içinde, adımlarını hızlandırdı adam. Yaklaştıkça bir hayvana benzetmeye başladı Şey’i. Kıpırdamıyordu, uyuyor olmalıydı. Göl siliniyordu. Anısızdı
göl, hafızasızdı. Ne kolaydı silinmesi… Gitme vaktiydi.

Şey yavaş yavaş tanıdık bir hal almaya başladı. Beyninin, kalbinin bilmediği köşelerinden bildik duygular iğneler batırmaya başladılar vücuduna. Kalbini yerinden çıkaracakmış gibi hızla
attıran korkuydu mesela, nefes alamama sebebi panik atak, ellerinin bunca terlemesi anksiyete. Adları yabancı, kokuları adı gibi bildiği kaçtığı, bucak bucak saklandığı duygular. Onun duyguları, ona ait…

Şey, adamın çözmesi gereken düğüm düğüm olmuş yumaktı. Taşıması zor bir yük. Adam için garip
bir şekle bürünen zaman, yumak için akması gerektiği gibi akmıştı. Düğümlerin sayıları artmış, uçlar görünmez olmuş, yeni ip parçaları yumağın içine sarılıp sarmalanmış… Şey canavara dönüşmüştü.

Geldiği yöne baktı adam. Göl silikleşen görüntüsüyle hala çok güzeldi. Sislerin arasında kaybolacaktı az sonra. O hayallerin, beyninde salgılanıp duran şu adını bilmediği kimyasalların ürünüydü. Gerçekse
karşısında.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder