15 Mart 2011 Salı

Hoşgörü

Okulda akran arabuluculuk eğitimi veriyorum. Bu ilk kez olmuyor. Her yıl rutin uygulama. Arkadaşlar aralarında sorun yaşadıklarında bizim arabuluculara gidiyorlar, anlaşma sağlıyorlar. İyi de işleyen bir sistem.

Eğitimde de, iletişim, çatışma, tarafsızlık, empati, hoşgörü gibi konular ve uygulama var. Bu yıl ki grupla uygulama kısmına henüz geçemedik. Çünkü temel kavramlarda zorlanıyoruz. Hoşgörü hiç yok. Bu yaşta(14-15 yaş), pırıl pırıl bir beyine, hümanist bir dünya görüşüne sahip olmalarını bekliyorum. (şimdiye kadar öyleydi.) Seçilmiş çocuklar bir de arabulucular. Arkadaşları oy veriyor, “sorun yaşadığımda şu kişiden yardım alırım” diyor. Ben en çok oy alanlara eğitim veriyorum. Yani diyeceğim şu ki; bunlar en iyiler.

Umutsuzluğa kapılıyorum. Çabalayıp, tartışıp bir milim bile yol katedemeyine, “ırk, dil,din ayrımı” konusunda anlayış kazandıramadıkça saçımı başımı yolasım geliyor. Önyargıdan giriyoruz, esnek olmak da oyalanıyoruz, farklılıklardan çıkıyoruz. Ama içselleştiremiyorlar. Biliyorum ki, herhangi bir konuda “öteki” saydıkları biri arabuluculuk istediklerinde bunlar ya arabuluculuğu red edecekler, ya da tarafsız kalamayacaklar. Öteki’nin kapsamı çok geniş; sagopa dinleyenler, kürtler, aleviler, ateistler… Sekiz saatlik eğitimi oniki saate çıkardım. Belki başarabilirim umuduyla.

Hoşgörüsüzlüğü bu kadar genç bedenlerde ve beyinlerde görmek çok acı vericiymiş. Belki de, hoşgörü deyince aklımıza Mevlana’nın gelmesi, “sadece” Mevlana’nın gelmesi ve böyle yüce gönüllü olmayı ancak onun başarabileceği düşüncesi ve biz zavallı faniler için bunun mümkün olamayacağı inancı bizi hoşgörüsüz yapıyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder