25 Mart 2011 Cuma

İrmik


Onu ilk gördüğümüzde adı İrmik olsun demiştik. Henüz üç haftalıktı. Aylardan hazirandı. Evimize hemen alıştı. Sonra kendi kurallarını o kadar doğal bir şekilde uygulamaya başladı ki, ona tabi olduğumuzun farkına bile varamadık. Tavuk sevmez, su kabı onun istediği yerden azıcık ötedeyse su içmez, kapılar kapalı kalamaz, vs...
Ankara kedisi ve sokak kedisi kırmasıydı. Sokak kediliği ağır bastı. Gözü hep sokaklarda, dışarıdaydı. Bir 14 şubat günü kaçtı. Kendine bir sevgili buldu. Onu aramadan eve gelmez, yalvartmadan kapıdan içeri girmez oldu. Sonuçta ev otel haline geldi onun için. Biz hep onu çok özledik. Ama onu, onun istediği şekilde ve istediği kadar sevebildik sadece. Kedilerin özgür canlılar olduğunu uygulamalı olarak öğretti. Bizden hiçbir şey öğrenmedi. Tenezzül etmedi.
Havanın buz gibi olduğu bir kasım ayında dış kapıda klasik mavlamaları ile kapıyı açtırdı. Giderken her zaman yaptığı gibi, merdivenin yarısından dönüp "görüşürüz" dedi ve gitti. Bütün bir gece aramamıza rağmen izine rastlamadık. Kulağımız kapıdan gelecek bir "mav" sesinde uyumaya çalıştık. Gece apartmanın kapısı kapatılmış, bilemedik. Sabah yan bahçede yatıyordu. Evde koltuğun üzerinde uyuduğu rahatlıkta. Üzerine yağmur yağıyordu. Kırmızı tasması boynunda. Vücudunda ne yara bere, ne çevresinde zehirlendiğine dair herhangi bir belirti. Ölmüştü.
Henüz 2,5 yaşındaydı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder