24 Nisan 2011 Pazar

Cuma Günü

Cuma kötü bir gündü. İş yerinde gereğinden epey fazla gerildikten sonra, iş çıkışı, öğrenci kavgasının ortasına daldım. Ayırmak için. Bir hafta önce, sallama ve sopalarla birbirine giren öğrenciler rövanş yapmaya karar vermişler. Neyime güvendim de, girdim aralarına bilmiyorum. Bir şey olmadı. Sadece şanslıydım. Ya da o gün Allah yeterince çektiğimi düşünmüş olabilir.

Aklımda yüzlerce soru, dalgın dalgın Altınpark'ta indim otobüsten. Hava güneşli, hafif rüzgarlı, Altınpark zaten içimi neşe dolduran bir yer. İyi gelir dedim. İlayda'ya telefon ettim. Gel bir şeyler yeriz dedim. Yemek yapacak halim yok çünkü. Biz yemek yiyoruz, gelen geçen insanları izliyoruz. Keyfim yerine gelir gibi oldu. Karşıdan üç kadın geliyor. İkisi türbanlı. Birinde türban yok, kot, tişört, saçları arkadan toplanmış. Türbanlılardan biri tepeden tırnağa kırmızı. Henüz çok uzaklar ama o kadar dikkat çekiyor ki. Parlıyor karşıdan. Onca kalabalığın içinde bir onu görüyorum nerdeyse. Bak diyorum İlayda'ya, kadınlar dikkat çekmemek için türban takarlar, şunun haline bak. Aşağılıyorum düpedüz. Herşeyin doğrusunu ben biliyorum ya!

Kırmızılı türbanlı ve yanındakiler yaklaşıyorlar. Benim kadın sandığım kırmızılı 12-13 yaşlarında bir kız. İyice çileden çıkıp saydırmaya hazırlanıyorum ki, kızın kaşlarının olmadığını fark ediyorum. Türban sandığım bir çeşit şapka. Şapkanın arasından hiç saç olmayan başı görünüyor. Ailesinin yanında mutlu, bıcır bıcır konuşuyor. Annesi olduğunu sandığım kadın gözünü üstünden ayırmıyor. Kız kanser hastası.

Allah benim belamı versin, beni nasıl biliyorsa öyle yapsın. Önyargı bu kadar mı içime işlemiş, bu kadar mı körüm? Bu kendini bir şey sanmalar neyin nesi?

Döndük eve.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder