14 Nisan 2011 Perşembe

Rüzgar


Rüzgarı, hatta fırtınayı sevdiğimi bilmezdim. Ya da önceleri sevmiyordum da, yeni sevmeye başladım.
Hava kapalıyken, yağmur yağmaya başlamazdan az önce esen rüzgarda sokakta olmaya bayılıyorum. Ağzıma burnuma dolan havadan nefes alamıyorum, saçlarım bir çocuğunki gibi birbirine karışıyor, ellerim ceplerimde, montuma biraz daha sarınıyorum. Rüzgar gücünü denemek için biraz daha kuvvetli esiyor, "tamam bu dalga bitti" derken, birkaç saniye daha ağaçları savuruyor, yapraklar uçuşuyor. Kısa bir ara ve yeniden.
Her gün geçtiğim sokaklar, evler, bahçeler, mağazalar gökyüzünün farklı ışığının altında bambaşka görünüyor. Ben de bambaşka biri oluyorum.
Rüzgara karşı yürümek, özellikle bir sorun çözmeye çalışıyorsam kendimi iyi hissettiriyor. Tanıdığım her şey, tanıdığımdan farklı bir şekilde görünürken, uğraştığım sorunlar da farklı bir hal alıyor. Bu yanılsamayı seviyorum. Rüzgarın getirdiği temiz havayı, yaşadığım sorunları başka bir renkle bana göstermesini seviyorum.
İçimde kopan fırtına ne denli büyük olursa olsun, doğanın, hayatın içinde kopan fırtınanın hepsini alt edebileceğini görüyorum çünkü. Hayatın rüzgarının da bana eşlik ettiğini, beni desteklediğini görüyorum.
Sonra yağmur başlıyor. Bu kadar fırtına, gerilim bir şekilde akıtılmalı zaten. İyi ki başlıyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder