19 Ocak 2012 Perşembe

ÖMÜR (3)

25 Aralık 2016

O, onun sevgilisi ve Ömür İstanbul'da belediye otobüsündeydiler. O koridorda ayakta, sevgilisi ve Ömür koridorun iki yanında koltuklarda. O, ikisine eşit uzaklıktaydı ve ikisiyle de konuşmuyordu. Otobüs köprüden geçerken Ömür camdan dışarı baktı ve gözleri kocaman açıldı. İstanbul Boğazının olması gereken yer göz alabildiğine kumdu. Boğaz yoktu, deniz yoktu. Bir otobüs dolusu insan için bu çok doğal olmalıydı ki, kimsenin yüzünde şaşkınlık yoktu. Yalnızca Ömür görülmeyeni görmeye, ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Başını cama yapıştırmış gözlerini açabildiğince açmış bu felaketi izliyordu. Uyandı.

O'nu görmüş olmanın mutluluğuyla gözlerini yeniden kapadı. Ancak çöl olmuş İstanbul'u gördü sadece. Rüyanın anlamına kafa yormaya çalıştı, çok canı yanınca vazgeçti. Saate baktı 03.15. Tv açıktı. Sehpaya uzanırken bileği sızladı. umursamadı. Sigaraya uzanıp, ağzına kadar dolu küllüğü önüne çekti. Sigaradan bir nefes çekip gözlerini kapadı. Ama O'nu görmek yerine yine çölü gördü.

Bir haftadır bu kanepede uyuyor, uyanıyor, hiç kapatmadığı televizyona bakıyor, ağladığında sehpanın üzerindeki tuvalet kağıdına uzanıyor, kesik bileği sızladığında bir ağrı kesici yutuyor, acıkırsa kalkıp bir kahve yapıyordu. Zeynep geldiğinde ona zorla yemek yediriyordu.

Bitmişti. Yine bitmişti. Kaçıncıya bittiğini hatırlamıyordu. Kaçıncı kez "bu son" dediğini de hatırlamıyordu. Ama bu kez sondu.  Hayır, bitti diye kesmemişti bileğini. Dayanamayıp aramasın diye, yalvarmasın diye, aynı döngüyü yeniden yeniden ve yeniden yaşamasın diye kesmişti. Zeynep gelmeseydi, kapı açılsın diye mahalleyi ayağa kaldırmasaydı başarıyordu.

Artık olaylar arasında bağlantı kurmaya çalışmıyordu. Düşünmek, herhangi bir konuda karar almak zaten imkansıza yakındı. O olsa olayları kronolojik sıraya koyar, neler olduğunu tane tane  anlatırdı. Ömür tam kendisini anladığını düşündüğü anda da, neden Ömür'ün suçlu olduğuna dair kanıtları sıralar hatta Ömür'ün neler düşündüğünü bile söylerdi. Ömür sadece dinlerdi. İçinden yükselen "hayır öyle olmadı" diyen sesi susturur ve kendisi de susardı. "O diyorsa doğrudur" çünkü.  Bu hayatta Ömür'ü en iyi anlayan O, bu anlayışı sadece Ömür'ün istediklerini yapmamak için kullanıyordu.

Ömür çaresizliğin içinde kıvranıyordu. Tek çıkışını Zeynep elinden almıştı. Yapabileceği bir şey yoktu. Öylece duruyordu. Sadece duruyordu.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder