13 Ağustos 2012 Pazartesi

Küçük Şeyler

Küçük şeyler istemek tehlikelidir.
Büyük hayaller kurmak, büyük mutluluklar istemek anlaşılır.
Diğeri sınırlarını daraltmaktır. Savunulacak toprak parçaları azalmış, elinde kalana gereğinden fazla anlam yüklenmiştir. Kaybedilen her parça için savaşılmış, acı çekilmiş, kayıplar verilmiş, kalan bir avuç alanla yetinilmiştir.
Artık istenen, saraylar, saltanatlar, nehirler, uçsuz bucaksız ovalar, denizler değildir. Bir kulübe, bir bardak su mutluluk verir.
Tehlike de değil aslında. Sağlıksız ve acı verici.

1 yorum:

  1. Bayılmaya bayılıyorum...

    Hiç bayılma belirtisi yokken, dimdik ayakta dururken ne kadar rahat hissettiğimi anlatmaya gerek yok.Tüm farkındalıklarımın tadını çıkarıyorum. Dilediğimin üzerinde delikler açarak didikleme zevkimi çıkarıyorum. Ayakta ve oturamayacağınız bir halde iken bayılmaya başlarsanız (evet aniden bayılmayacaksınız ve evet öyle bir yer var; askerde ve içtimada mesela kımıldayamazsın bile ve çok uzun sürebilir) ilk hissedeceğiniz büyük bir rahatsızlık olur. O didiklediğiniz kaşar peynirinin bazı deliklerinden çekilmeniz gerekir. Derin bir nefes almak, kafanızı hafifçe sallamak ve deliklerinizi geri almaya dönmek istersiniz ama her nefes alışta; “peyniri elden çıkaracak fare ruhuna” bir adım daha yaklaşırsınız. Donunuza kadar ıslanmanız saniyeler alır. Aynı saniyelerin içinde birazdan olacakları düşünmek ise saatler! Biraz sonra rezil olacaksın, ne kadar zayıfsın, zavvalısın, eğlence konusu olacaksın, kafam betona çarpacak, kaybedensin, loser işte, bu hale razıyım bari fazlası olmasa, izin alıp otursam mı? Tam bir rezalet... Terden sırılsıklamken ilk göz kararmaları belirir ve tam bu anda bu halden ilk zevk alma da belirir. Koyverip bırakmak okadar güzeldir ki, kaşarın tadından baskın gelmeye başlar. Son bir ısırık derdi ile çıkışırsın kendine: “Saçmalama. Yenilemezsin sen, bırakma kendini...” Konuşmalar sese, ses uğultuya, uğultu sesizliğe kayar. Gördüklerin resme, resimler yakılıp büzülmeye ,is gibi dalgalanmaya başlar. Sessiz ve karanlık olanın tadı, tamda onlar gelmeden yaşanır. “Meğer ne ağırmışım yahu! Tüğ gibi hafif olmak ne hoşmuş. KÜÇÜK şeyler o kadar AĞIR ve BÜYÜK sanılanlar bu kadar mı HAFİFmiş hayret!!!” der insan. O koskoca beden bir çuval gibi yığılırken yere, sen son bir kez kendi bedeninin oluşturduğu esintiyi terinde hissedersin. Hiçbir şey umurunda olmadan, tüm dertlerden azade bir şekilde tüğ gibi uçarsın ve çuval gibi yığılır o AĞARLIK... aynı anda. Gerisini ne bilirsin nede hatırlarsın....

    YanıtlaSil