8 Ağustos 2015 Cumartesi

Bağlanma Kuramı

John Bowlby amcamız BAĞLANMA KURAMI adı altında müthiş bir çalışma gerçekleştirmiş. Bir yaşındaki çocukların annelerinden ayrıldıklarında ve anneleri geri geldiğinde gösterdikleri tepkileri incelemiş. Çocuklar üç farklı türde davranmışlar. 1. Anneleri gittiğinde ağlamışlar, sonra sakinleşmişler Anne geri geldiğinde de bir süre onun yanında durup oynamaya devam etmişler. Bu güvenli bağlanma. 2. Anneleri gittiğinde ağlamışlar. Sakinleşememişler ve anne geldiğinde yanına gidip ona vurmuşlar, küsmüşler, kötü davranmışlar. Bu kaygılı bağlanma. 3. Anneleri gittiğinde ağlamamışlar. Anne geldiğinde de anneden kaçınıp, kötü davranmışlar. Bu da kaygılı/kaçınan.

İşte keşke bir yaş düzeyinde böyle olup, sonra normal normal ilişki geliştirebilse bu çocuklar. Ama öyle olmuyor. Nasıl oluyor peki? Anne ile ilişki kurma biçimi gelecekteki ilişki kurma biçimini de gösteriyor. Yetişkinler şu şekilde ilişki kuruyor:
1. Güvenli bağlanma: Hem kendilerine, hem başkalarına güveniyorlar. İlişki kurma ve sürdürme konusunda sıkıntı çekmiyorlar. Bunu yaparken kişisel özerkliklerini de koruyorlar. İlişki biterse, bir süre üzülüp hayatlarına kaldığı yerden devam ediyorlar.
2. Kayıtsız bağlanma : Kendilerine bakışları pozitif, ilişkide oldukları kişiye bakışları negatif.Yakın ilişki geliştirmiyorlar. (geliştiremiyorlar? ) Başkalarına duydukları gereksinimi reddediyorlar.
3. Saplantılı bağlanma: Kendilerini önemsiz, diğer insanları önemli görüyorlar. İlişkide olduğu kişiye yapışıyorlar.
4.Korkulu/kaygılı bağlanma: Hem kendine, hem karşısındaki insana bakışı negatif. İlişkiye girmeye isteksiz. Beni kim sevecek ki düşüncesi hakim.

Sebep? Neden böyle oluyorlar, oluyoruz? Neden böyleyiz? Çocukluk yıllarındaki anne-çocuk ilişkisinin temel belirleyici olduğunu söylüyor Bowlby. Kayıtsız, ilgisiz,sevgi ve şefkat göstermeyen bir anne varsa kayıtsız bağlanma, anne bazen ilgili, bazen ilgisizse, çocukta güven duygusu sarsılmışsa, korkulu/kaygılı bağlanma, anneden fiziksel ya da psikolojik(Anne var ama yok, anne depresyonda vs...) bir ayrılık yaşanmışsa saplantılı bağlanma, anne ile çocuk arasında sıcak, güvenilir bir ilişki varsa güvenli bağlanma...

Konu uzun da burda keseyim ben. Yarın bununla bağlantılı başka bir şey yazmayı düşünüyorum. Ama şunu ekleyeyim. Yıllar önce bu konuyla ilgili, epey yetkili ve donanımlı bir akademisyenin seminerine katılmıştım. Kuramı anlattıktan sonra, soru-cevap, tartışma bölümünde "kimlerin sevgilisi, ilişkisi var, kimler evli?" diye sormuştu. 150 civarı kişiden bir kaç parmak kalkmıştı. Sözün özü; bu konu ilgisini çeken kişiler güvenli bağlanma konusunda sorun yaşayan kişiler herhalde ;)

Not: Biraz wikipedia, biraz sözlük, biraz kitaplarım, biraz aklımda kalanlar kaynak.

2 yorum:

  1. ...Gülümseyerek "Erkekler çok komik" dedi. Bunun kabahat mi, yoksa övme mi belirttiğini anlamadığım için, "Gerçekten doğru" diye cevap verdim.

    -Kocam tam bir Othello! Bazen onunla evlendiğime üzülüyorum.

    Anlamayarak baktım. "Açıklamandan..." diye söze başlayacak oldum. "Hâ, senin duymadığını unutmuştum" diye sözüne devam etti:

    -Üç hafta kadar önce kocamla alandan geçip eve yürüyordum. Bana çok yakışan siyah bir şapkam vardı ve yürümekten yanaklarım pembeleşmişti. Bir ışığın altından geçerken, esmer bir adam bana baktı ve aniden kocamı kolundan tuttu. "Ateşinizi verebilir misiniz?" dedi. Alexander kolunu çekti, eğildi ve şimşek gibi bir hızla yerden aldığı tuğla ile adamın kafasına vurdu. Adam yere yığıldı. Korkunç birşey!

    -Kocanı ansızın ne gibi birşey öyle kıskanç yaptı?

    Omuzlarını silkti. "Söyledim ya, erkekler komik."

    "Hoşçakal" deyip çıktım, köşede kocasıyla karşılaştım. "Merhaba" dedim; "İnsanların kafalarını kırmaya başladığını duydum."

    Gülmeye başladı.

    -Anlaşıldı, karımla konuştun. Çok şanslıydım. O tuğla hemen elime geldi. Yoksa bir düşün: Cebimde binbeşyüz ruble vardı ve karım elmas küpelerini takmıştı.

    -Seni soymak istediğini mi zannettin?

    -Karanlık bir köşede adamın biri sana yanaşıyor. Daha ne beklersin?

    Şaşkın şaşkın ondan ayrıldım ve yürümeye devam ettim. "Sana bugün yetişmek imkânsız" diye bir ses duyup döndüm baktım ve üç haftadır görmediğim bir arkadaşımı gördüm: "Aman Tanrım, senin başına ne geldi?"

    Hafifçe gülümsedi.

    -Birtakım delilerin başıboş dolaştığından haberin var mı? Üç hafta önce biri bana saldırdı. Hastahaneden bugün çıktım.

    Ani bir ilgiyle sordum:

    -Üç hafta önce mi? Alanda mı duruyordun?

    -Evet. Çok saçma birşey. Alanda oturuyordum, canım çok sigara içmek istiyordu. Kibrit yok. On dakika filan sonra, bir bey yanında yaşlı bir kadınla sigara içerek geçiyordu. Yanına gittim, koluna dokundum ve en kibar tavrımla, 'Ateşinizi verebilir misiniz?' diye sordum. Sonra ne oldu düşünebiliyor musun? Deli yere eğildi, bir şeyi kaptı, bir dakika sonra ben kafam kanar halde, kendimden geçmiş, yerde yatıyordum. Herhalde gazetede okudun?

    Ona baktım ve içtenlikle sordum:

    -Gerçekten bir deliyle karşılaştığına inanıyor musun?

    -Eminim.

    Bir saat sonra kent gazetesinin eski sayılarını merakla karıştırıyordum. En sonunda aradığımı buldum, kaza sütununda kısa bir not:

    İçkinin etkisi altında:

    Dün sabah, alanın bekçileri, bir bankın üzerinde kimliğinden iyi bir aileden olduğu anlaşılan bir genç adam bulmuştur. Aşırı içkili olmanın sonucunda, yere düşüp kafasını yakınındaki tuğlaya vurarak yaraladığına inanılmaktadır. Haşarı gencin ana-babasının üzüntüsü derin olmalı.






    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :) Algı her şeydir. Bütün hayatımızı belirler. Ne algılarsak onu yaşarız. Severim bu hikayeyi.

      Sil