16 Ocak 2017 Pazartesi

Çöp

Sınava girecek öğrencileri içeri almamıza 15 dakika kalmıştı. Tanımadığım bir okulda, tanımadığım öğretmenlerle dolu bir odada çay içtiğim kağıt bardağı alıp, çöp kutusuna attım. Biri "Teşekkür ederim hocam" dedi. Başımı kaldırdım bana diyor. "Niye ki?" dedim. Bardağı çöpe attığım içinmiş.

Çay içtiğim bardağı, yani kendi çöpümü çöp kutusuna attığım için teşekkür edildi bana. Herkesin öğretmen olduğu bir ortamda, bir öğretmenler odasında. Zaten olması gerekeni yaptığım için.

Ne duruma geldiğimize örnek olması açısından not düşelim buraya.

19 Kasım 2016 Cumartesi

Ne desem küfür....


TCK 103. madde cinsel istismar konusunda der ki: 
"Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden;

a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,
b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar,
anlaşılır."
TCK 104. madde Reşit olmayanla cinsel ilişki için der ki "Cebir, tehdit ve hile olmaksızın, on beş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, şikayet üzerine “iki yıldan beş” yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. " 

Şu yasa teklifi diyor ki, bir defaya mahsus affedelim. zamanaşımı sürecinde de evlilik bitmezse ceza almasınlar,  suça azmettirenlerin de kamu davası düşsün, çünkü yazık. Çünkü çok mağdurlar. Çocukları falan da olmuş. Perişanlar.


2008 TÜİK verilerine göre (sonraki yıllarda bu konuda istatistik yok, şaşırdık mı? hayır)  çocukların cinsel istismarı suçunu işleyenlerin yaş aralığı: 
12-14 yaş: 317
15-17 yaş: 785
18+ yaş: 
4092

Aaa  bunlar öyle çocuk falan da değillermiş ya. Yani çocuklar sevmiş birbirini, evlendiler değilmiş. 15 yaşından küçük çocuklarla kocaman kocaman adamların (adam lafın gelişi) evlenmesiymiş. Nasıl evlenmişlerdir? Aynı ülkede yaşıyoruz, çok da kafa patlatmamıza gerek yok nasılını bulmak için: Başlık parası vermiştir, satın almıştır kızı, tecavüz etmiştir, namusunu temizlemiştir... Kızın bu evliliğe hayır diyebilmesi mümkün mü? 

Devlet bunları affedecek. Araştırma yapacakmış önce. O kız kocamdan şikayetçiyim diyebilir mi? Mümkün mü? 

Söylenecek çok şey var da, yazıp kendimi rahatlatmak dışında işe yaramayacak. İçimde öküz oturuyor iki gündür. 

 Çocuk gelin yoktur. Pedofili vardır. Çocuk gelin yoktur. Cinsel istismar vardır. Çocuk gelin yoktur. Göz yuman baba, çanak tutan devlet vardır. 




16 Kasım 2016 Çarşamba

Sevgili Günlük

Sevgili günlük, (Günlük yazasım var bugün. Formata uysun dedim)

Gündüz kar yağdı. Eve dönerken üşüdüm. Balkondaki çiçeklerimi içeri aldım sonra, yazık donarlar. Onlarla uğraşırken yine üşüdüm. Gece çöpü atmak için dışarı çıkmam lazım, nasıl üşeniyorum nasıl üşeniyorum. Güneş batınca sıcaklık eksiye düşüverdi. Üstüme bir şey almadan çıktım. Koşa koşa çöpü bırakıp evime geri dönmek niyetindeyim.

Karşı apartmandan bir kadın çıktı. Elinde bir kap. Hayal meyal görüyorum. İyi akşamlar diledik karşılıklı. Elindeki kap 5 litrelik su bidonu kesilerek yapılmış kediler için su kabı. Çöplerin az ilerisine bıraktı. "Suları kalmamış." dedi. Mahallemizin kedisi, köpeği bol. İnsanımız aç-susuz bırakmaz çünkü. İşte ben kendi çöpüm için çıkmaya erinirken o kediler susuz kalmasın diye düşünüp su bıraktı.

Dünya bu insanların yüzü suyu hürmetine dönüyor. Yapılan her kötülüğe karşı bir iyilik var.
"Evrenin tüm karanlığı tek bir mum ışığını bile  köreltemez" demişti Mitat Enç. Yoksa nasıl yaşanır, nasıl umut edilir di mi?




13 Kasım 2016 Pazar

Mim MİM MiM mim mİm :)

Kahve Telvesi mimlemiş beni. İlk kez bir mimim oldu. Çok heyecanlı. En sevdiğim on beş kitabı yazacakmışım. Başlıyorum. İşte sırasız liste.


1. Merhamet ...........................................................   Stefan Zweig
2. Aşkın Celladı .....................................................    Irvin Yalom
3. Hayat        ...........................................................    Engin Geçtan
4. Açlık Oyunları   ..................................................   Suzanne Colins
5. Küçük Prens    ....................................................    Antoine de Saint Exupery
6. Germinal          ...................................................     Emile Zola
7. Bin Muhteşem Güneş.........................................     Khaled Hosseini
8. Piç           ...........................................................      Elif Şafak
9 . Koku       .........................................................       Patrick Suskind
10. Sana Gül Bahçesi Vadetmedim......................      Johanne Greenberg
11. Bir Gün Tek Başına    ....................................      Vedat Türkali
12. Bin Dokuz Yüz Seksen Dört .........................      George Orwell
13. Sineklerin Tanrısı      ..................................... ..   W. Gerald Goding
14. Yüzyıllık Yalnızlık   ........................................... Gabriel Garcia Marquez
15. Empati  ............................................................... Adam Fawer

Murathan Mungan (Klasman Dışı. Bütün kitapları :) Birini yazsam diğer onlarcası dudağını büzüp bana bakıyor.)
Sadece roman okumuyorum aslında. Ama romanlardan başlayınca öyle devam etti.


Bir ara editleyip ben de mimliycem birilerini.

8 Kasım 2016 Salı

Sevgilerde

Lisede şiir yazardım. Her liseli kadar... Belki biraz daha fazla. İl birinciliklerim falan vardı. Şiir yarışması olduğunda bana söylerdi öğretmenler.
Üniversitede o taraklarda bezim olmadı pek. Lisede başladığım günlük yazma işine devam ettim sadece. Arada bir kaç şiir.
Sonra ekşi sözlük yazarlığıyla birlikte yazı aşkım depreşti. Şiirden düz yazıya evrildi. Ekşi hikayelerde öyküm bile yayınlandı. Ekşi dergide küçücük küçücük yazılarım yer aldı. Sözlükte yazdıklarım da beğenilir genellikle. Sözlük jargonuyla söylersek celebrity değilim ama fena da yazmam hani.
Yok kendimi övmeye çalışmıyorum, sözü şuraya getirmeye çalışıyorum. Hep bir roman yazmak istedim, Sözlükte de desteklendim bu konuda genellikle. Dedim ki, emekli olayım öyle yazarım. Sakin bir yerde, beyaz saçlarım, huzur dolu bir "verandada" :) :) Sanki hep aynı yeteneğe, isteğe, yazma azmine sahip olacakmışım gibi.
Kafamda uçuşan başlangıç cümlelerini, o iki ayrı karakteri birbirine bağlayacak kilit sözleri, o kahramanın ağzına cuk oturacak kelimeleri yazmayı erteledim hep. Unutmam sandım. Çok canlıydılar, çok dokunaklıydılar.
Unuttum. !!!
        "Siz geniş zamanlar umuyordunuz
         Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
         Yılların telâşlarla bu kadar çabuk
         Geçeceği aklınıza gelmezdi." demiş ya Behçet Necatigil.
Bunu da yaşarken öğrendim. Ertelememek gerekiyormuş.

Hayır neden her şeyi tecrübeyle öğreniyorum, burnumu sürtmem gerekiyor, neden böyle atasözlerinden, nasihatlerden öğrenmiyorum bilmiyorum ki.

21 Ağustos 2016 Pazar

Kahraman

Başkalarının hayatında hepimiz yan roldeyiz. Bizimkinde de başkaları.

Herkes kendi hayatının başrol oyuncusu. Herkes kendi hayatının kahramanı.


15 Temmuz 2016 Cuma

DUR


Her şeyin ters gittiği zamanlar vardır hani.. Şu an tam ordayım.

Evdeki bütün elektronik eşyalar sırayla bozuluyor. Kargo gönderiyorum hem benden, hem alıcıdan para alıyor, anlatamıyorum derdimi. Birine "canım" diyorum "canın çıksın" anlıyor. Konuşuyoruz "aa o haklı, nasıl bir halt yedim ben" diyorum. Bir iyilik yapmaya çalışıyorum yüzüme gözüme bulaşıyor. Evi süpürüyorum vazoyu kırıyorum. Puzzle yapıyorum, asla doğru parçayı bulamıyorum. O kadar yok ki kayıp olduğuna yemin edebilirim. Bineceğim otobüs ben yolun karşısına geçerken hareket ediyor. Yoldaki adam tam benim yüzüme hapşırıyor. Elim kolum poşet doluyken önümden apartmana giren teyze apartman kapısını yüzüme kapatıyor. Eşya paketliyorum poşet küçük geliyor, bir şeyin yerini değiştirirken ayağım takılıyor düşüyorum. Dolap monte ediyorum, çekiçle parmağıma vuruyorum. Üstelik: "Aa o da ne o kapağı yanlış yere takmışım!!"

Yolunda giden hiçbir şey yok. Hiç ama...

Bu durumlarda, her seferinde yeniden yeniden öğreniyorum : DUR!!

Kimseyi arama, kimseyle konuşma. İletişim kurma. Yeni eşya alma, tamir etme, değişiklik yapma. Evden çıkma. Hiçbir şey yapma.

Süresi yok. 24 saatten az olmamak kaydıyla 1 hafta, 15 gün... DUR!!

Belki de hayatın yavaşla deme şekli bu bana. Zaten hayat bana hiç bir şeyi doğrudan anlatmaz ki.

28 Haziran 2016 Salı

FOTOĞRAF

Bir yaz gecesi...Hafif bir rüzgar, üşütmeyen bir serinlik. Epey bir gece demek ki...
Yıldızsız bir gökyüzü. Balkondan görülen manzarada rüzgarla sallanan ağaçların siluetleri sadece. Deniz, güneş kremi, kum, balık kokusundan oluşan bir yaz kokusu.
Balkonda yan yana oturan iki kişi. Ayaklarını balkon demirlerine uzatmışlar.
Yanlarında, yerde bira şişeleri. Isınmış, tadı kaçmış.
Bir çaydanlık, iki bardak çay.

Rüzgarın salladığı ağaçlara, yıldızsız gökyüzüne bakıyorlar. Ayakları kayıveriyor arada balkon demirinden, bir ayağı yere, soğuk zemine koyup destek alıyorlar.
Çay bitince dolduruyor biri.  Bunu yapmadan önce eliyle çaydanlığın ısısını kontrol ediyor.
Koyu bir sohbetin içindeler.Alçak sesle, mırıldanır gibi. (Gecenin sessizliğine saygıdan) Denizin kokusu gibi uçucu konular. Arada gülümsemeler,küçük sessiz kahkahalar, küçük hüzünler, meraklar, hayretler...

Buraya nasıl geldiler? önemi yok. Yarın ne olacak? önemi yok. Şu an var sadece. Sadece bu balkon, bardaktaki çay, yıldızsız gökyüzü, yanyana oturan iki kişi.

Bu fotoğrafı çerçeveletip gözümün önünden ayırmamak istiyorum.



11 Nisan 2016 Pazartesi

Şarkılar, Şarkılar...

Size de olur mu? Tek bir şarkıyı günlerce, aylarca (bunu yaptım) dinlemek. Ama sadece onu dinlemek. Dinlenmediğinde bir eksiklik hissi, nefes almama duygusu. Bu şarkı yokken nasıl olmuş da olmuş düşüncesi. Şarkıyı böyle içinizden çıkan bir siz yazmış gibi ilk dinlemede bir tanıdık bulma. O içinizden çıkan başka bir sizin sizi öldürmeye kararlı olması ve sizin buna gönüllü olmanız. Şarkı devam ettiği sürece trans hali, dünyadan kopma... Anlatamıyorum. Çünkü arka planda çalıyor. Arka planda çalan içimde çalıyor.

Bu şekilde "hayatımın fon müziği" olan şarkıları bir kaç yıl dinlemesem sonra denk gelsem bir şekilde aynı hisle dinliyorum. Bu şekilde test ediyorum bendeki  etkisini. His aynı=hayatımın fon müziği. Ne söz etkili tek başına, ne müzik. Benden başka kimsenin duyamadığı, bilmediği, hissedemediği bir ŞEY.

Mesela yetinmeyi bilir misin? Sanırım 6 ay aralıksız güne buna başladım ve devam ettim.
Mesela İkili Delilik


Bu ; Sarı Çizmeli Mehmet Ağa  ki hiç dinlediğim bir tarz değildir

Gençliğimi geri verseler 3 gün, bittiği an başa aldım. Ağlamadım, konuşmadım, o söyledi ben dinledim.


Bu: Bunun hikayesi bambaşka.:) Zakkum, ben ne yangınlar gördüm.



30 Kasım 2015 Pazartesi

Gündem

Hani artık klasikleşen romanlarda vardır: Ülke gündemiyle, ana karakterin ruh hali paralel anlatılır. Ya da zıt olsa bile bu zıtlık öne çıkarılır... O roman karakterleri gibiyim.

Gündem ne kadar karmaşıksa, benim ruh halim de o kadar karmaşık. Sabah birilerine küs, kırgın, yenilmiş, karamsar uyanıyorum. Sebebini düşünmem gerekiyor. Ülkenin durumundan mı mutsuzluğum, kişisel tarihimden mi ayırt edemiyorum bir süre.

Bir de sonbahar üstüne, üstüne yağmur...

Bu yazıyı çok daha güzel yazabilirdim. Bu taslak hali olarak kalsın. Daha iyi bir günümde düzelteyim.