Biz balkonda oturuyorduk Memur Bey. Eşimle birlikte.
“Eski mi deseydim acaba? Neyse ne, sanki
ben biliyorum da ne olduğumuzu” Hava
kararmıştı. Sokak lambalarının aydınlığı vardı sadece. Sahil tarafı daha
hareketli oluyor tabi de, buralar sessiz. “Çıplak
ayaklarımızı balkon demirine yaslamıştık. Rüzgârla denizin kokusu geliyordu.
Yan yana oturmuştuk. Birbirimize bakmıyorduk. Karanlığa, evlerin ışıklarına,
karşı balkona bakıyorduk ”
Karşı apartmanda oturuyor Meral. Bizim gibi beşinci katta o da. Evler hep bir örnek
sitede. Gece onlar da balkona çıkar.
Bazen rakı kadehlerini, bazen çay bardaklarını kaldırıp selam veririz. Başka muhabbetimiz
olmadı. “Hep karşıya bakıp yanımızdakiyle
konuşuyorduk. Onlar parmaklarını birbirlerinin yüzüne sallayıp tehditler
savururken biz elele tutuşup birbirimizi ne çok sevdiğimizi söylüyorduk. Ya da
tam tersi”
Ne bileyim Memur Bey ne desem yalan olur şimdi. Ara
sıra tartışırlardı. Evin içini bilemem ama öyle dayak falan ne gördüm ne duydum.
Sesleri yükselirdi, bağrışırlardı, kesilirdi sonra. Akşamına rakı sofrasını
kurarlardı balkona. “Boş biraların
şişeleri yerdeydi. Cila niyetine çay içiyorduk biz. Dingindik. Sabahki sorunumuzu çözmüş, uzlaşmıştık.
Fırtınadan sonraki sakinlik gibiydi. Kırılmış, dağılmıştık ama görüşümüz
netleşmişti.”
Onların alt kat komşusunu tanırım ben. O dediydi çok
ayrılıp barışmış bunlar. Birbirlerine ağızlarına geleni söyleyip, sonra
kuyruklarını kıstırıp dönüyorlarmış geri. Nasıl bir şeyse artık. Bir kere iki yıl ayrı
kalmışlar, bazen aylarca. Sonra gururu, inadı boş verip barışıyorlarmış. İşte
aşk mıdır, aptallık mıdır bilemem. İkisi aynı bana sorarsan da… “Ama geçiyor ki acısı. O ilk öfke devam
etmiyor. Külleniyor. Yerini özlemin ateşi alıyor. Özlem azalmıyor da yakıyor
içini. Ne yapacaksın geri dönüyorsun. Deliyse benim delim. Ben de onun delisi.
Bizi bizden iyi kim bilecek. Biz de döndük kaç kez.”
Her akşam gibiydi. Ayıptır söylemesi kızartma
yapmıştım. Sever benimki. Masayı topladım. Baktım Meral balkonu yıkıyor. Bira
açtık. Ama vallahi sarhoş olmadık. İki biradan ne olacak? Kocası masayı
hazırladı. Tekrar bir baktım rakı tokuşturuyorlar. “Alışveriş listesi yapıyorduk biz. Yoğurt, kürdan… “ Bir an sonra kocası Meral’in saçını
okşuyordu. Meral elini itti. “Markete sen
gideceksin, ben gideceğim tartışması çıktı aramızda. O kasiyer kız ona yiyecek gibi bakarken o tek
başına gidemez elbette. Ne münasebet.” Adam ayağa kalktı. Sesi duyulmuyordu ama
Meral’e doğru eğilmiş, konuşuyordu. Meral geriledi biraz. “ Biri
vardı. Öyle hissediyordum. Sezgilerim güçlüdür benim. Beni sevdiğini ispat et.
Hadi ispatla. Dedim. ”
Sigarasını yakarken Meral’in yüzünü görür gibi
oldum. Yok, Memur Bey balkon ışıklarını yakmıyoruz. Sivrisineklerle baş
edilmez. Salonun ışığı yetiyor. Neyse işte ağlıyordu sanki. Bence sevdiğine
inanmıyordu adamın. Sevilen kadın hisseder. Sonra Meral ayağa kalktı. Balkon
demirlerine tutunup gökyüzüne baktı. Biraz dışarı sarktı bunu yaparken. Kocası
başını ellerinin arasına almış oturuyordu. Eminim çünkü biz susmuştuk. Konu
bitmişti. Sessizlik olmuştu ve karşı balkona bakıyorduk. “Ayrılalım o zaman demişti. Madem sevdiğime inanmıyorsun ayrılalım.” Meral
düşüverdi balkondan. Yok, kocası kalkmadı. Düştü mü, atladı mı bilemem ama
kendisi yaptı. Öyle külçe gibi değil ama. Kurusun diye asılmış bir gömleğin
mandaldan kurtulması gibi. Böyle salına salına indi. Belki dediğiniz gibi küt
diye düşmüştür Memur Bey. Belki ben şoktan öyle gördüm sandım.
Rica ederim görevimiz. Yardımcı olmuşumdur inşallah.
Elbette içeri bakabilirsiniz. Dedim ya hep birbirine benzer bizim evler. Benim
evime bak Meral’in evini görmüş kadar olursun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder