Acele etmeliydi. Haftalardır hazırlandığı sunum bugündü.
Duşta saçlarından düşen birkaç cümle giderden kayıp gitti. Ender rastlanan bir benzetme ayağının altında paramparça oldu. İçinden bir an eğilip parçaları toplamak geçti ama vakit yoktu.
Mutfak masasında neşe
içinde şakıyan bir grup tamlamayı ve ekmek sepetine yaslanmış hüzünlü
kelimeleri sol eliyle sağ avucuna süpürdü. Camın önündeki menekşenin
kurumuş toprağına sepeledi. Tamlamalar menekşeyle hararetli bir sohbete
tutuştular hemen. Toprağa düşen kelimeler kök saldılar. Yaprakların arasında yeni anlamlar filizlendi.
Gömleğinin düğmelerine
tutunan, sloganlar atan on kadar cümleyi gardırobun içine silkeledi. Biraz
direndiler ama düştüler. İçeride hala bağırıyorlardı. Belli ki susmaya niyetleri yoktu. Benzer
cümleler bir keresinde kemerine zincirlemişlerdi kendilerini de, çareyi kendine
yeni bir kemer almakta bulmuştu.
Ayakkabılarını giyerken
ayak bileğine, pantolonuna sarılan yapışkan ve sulu kara benzeyen kelimeleri
nazikçe alıp ayakkabı kutusundaki arkadaşlarının yanına koydu.
Arabaya bindiğinde, sileceklerin ardına gizlenmiş çaresiz cümle parçalarıyla uğraşmak zorunda kaldı. Bir şey anlatmak istiyorlardı, ama kırık dökük seslerinden yalnızca hüzün süzülüyordu. Acımak dışında elinden bir şey gelmedi. İncitmeden nazikçe topladı. Torpido gözüne yerleştirdi.
Nefesini derin bir iç çekişle verip arabayı çalıştırdı. Direksiyona dokunan elleri titriyordu hafifçe.
“Bir gün mutlaka size döneceğim kelimelerim" dedi içinden."İşlerim azalacak, vakit çoğalacak... ve o romanı sizinle birlikte yazacağım.”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder